Suyun Önemi ve Su Kaynakları

Yeryüzünde canlılığın oluşumundan bugüne kadar bütün canlıların vazgeçemediği bileşik sudur. Başka bir gezegende canlı yaşamının olup olmadığına yönelik çalışmalarda öncelikle o gezegende suyun varlığı araştırılır.

Susuz bir ortamda canlı organizma yaşayamaz. Her canlının bileşiminde belirli bir oranda su vardır. Tarihte büyük medeniyetlerin kurulduğu, bugün birçok şehrin bulunduğu yerler su kaynaklarının yakınındadır. Bütün canlıların suya bağımlılığı o kadar yüksektir ki belirli bir orandaki su kaybı canlının yaşamını kaybetmesine sebep olur.

Canlıların açlığa karşı dayanma süreleri susuzluğa karşı dayanma sürülerinden daha uzundur. Suyun eksikliği veya kirliliği çok büyük felaketlere sebep olur. “Su yaşamımız için çok önemlidir.” demek, suyu küçümsemektir. Su kesinlikle hayatın kendisidir.

Canlılar İçin Suyun Önemi

İnsan vücudundaki su oranı yaş, cinsiyet ve iklim koşulları gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Bebeklerde su oranı çok yüksekken yetişkin bir insanda yaklaşık vücudun %60’ı sudur. İnsanların yaşı büyüdükçe vücuttaki suyun yerini yağ dokusu alır ve su oranı düşer. Sonuçta bu kadar büyük oranlarda su içeren organizmamızda bu maddenin birçok görevi olmalıdır.

Su besin maddelerinin vücutta taşınmasında, sindirim ve emilim işlemlerinde, metabolizmadaki kimyasal tepkimelerin gerçekleştirilmesinde, ter yolu ile vücut ısısının ayarlanmasında görev alır. Vücuttaki su terleme, nefes alıp verme ve idrar yolu ile sürekli dışarıya atılır. Su dengesini sağlamak için de yaşam koşullarına, yaşa, cinsiyete göre her gün belirli bir miktar su içmeliyiz. Günlük su ihtiyacımızın bir kısmını yiyeceklerden karşılasak da içerek de su tüketmeliyiz.

Bitkilerin de yaşayabilmesi için alması gereken temel maddelerden birisi sudur. Bitki topraktan aldığı suyu fotosentez işlemleri sırasında kullanır. Bu şekilde besin maddelerinin üretilmesi sağlanır. Topraktan alınması gereken diğer minerallerde su yolu ile bitkinin yapraklarına kadar taşınır. Terleme yolu ile de aldığı suyu tekrar dışarıya verir. Tatlı ve tuzlu suların içinde çok fazla sayıda canlı türünü içeren bir yaşam vardır. Okyanuslarda yaşayan bazı organizmalar Dünya’daki oksijen gazının büyük bir yüzdesini sağlamaktadır.

Sonuçta Dünya üzerindeki yaşamın devamında her canlı türü için su çok önemlidir. Yeryüzündeki suların doğal bir dolaşım hareketi (hidrolojik döngü) vardır. Bu döngüde temel enerji kaynağı Güneş’tir. Suların atmosfere yükselmesini, milyarlarca ton suyun dağlarda kar olarak toplanmasını sağlayan Güneş’tir. Bu hidrolojik döngü sırasında Dünya’daki toplam su miktarının değişmediği kabul edilir.

Dünya’daki doğal su kaynaklarının sınıflandırılması aşağıdaki tabloda verilmiştir. Ancak fosil yakıtların yakılması nedeniyle ve volkanik olaylar sonucunda her yıl belirli miktar su hidrolojik döngüye katılır. Ayrıca kayaçların yer altındaki suları tutması ile de döngüden su çekilmektedir. Dünya tarihi incelendiğinde su dengesinde önemli bir değişiklik olmadığı görülmüştür.

Su kaynaklarının sınıflandırılması
Su kaynaklarının sınıflandırılması

Yeryüzündeki toplam su miktarını sabit olarak kabul ediyoruz. Ancak bu suların yeryüzüne dağılımı eşit olmadığı gibi her bölgedeki kullanılabilirlik oranı da aynı değildir. Su, insanlar tarafından içme suyu olarak, sulamada ve çeşitli sanayi dallarında kullanılmaktadır. Bu kullanım şekillerine uygun olan ve doğada belirli bir miktarda bulunan tatlı su kaynakları vardır. Ancak dünya nüfusunun artması, kentleşme, sanayileşme gibi faktörler kullanılan su miktarını artırmaktadır. Aynı zamanda atık suların su kaynaklarına karışması, altyapı yetersizliği ve yanlış tarımsal sulamalar nedeniyle kullanılabilir su kaynaklarının oranı azalmaktadır. Ayrıca küresel ısınma sonucunda su kaynaklarının oranında ve dağılımındaki dengesizlik de bu sorunu artırmaktadır.

Dünyadaki Toplam Su Miktarı ve Özellikleri

Yüzeyinin yaklaşık 3/4’ünün sularla kaplı olduğu bir su gezegenindeki suların kullanılabilirlik oranı şaşırtıcıdır. Dünya’daki toplam su miktarının %2,5’i tatlı su kaynağıdır. Tatlı suların yaklaşık %70’i buzullarda katı hâldedir. Oran olarak çok düşük olan tatlı su kaynaklarının da Dünya yüzeyinde kıtalara göre dağılımı; Amerika’da %45, Asya’da %28, Avrupa’da %15,5, Afrika’da %9 şeklindedir.

Dünya’daki su kaynaklarının kullanılabilirlik dağılımı
Dünya’daki su kaynaklarının kullanılabilirlik dağılımı

Yukarıda görüldüğü gibi Dünya’daki toplam su miktarının %2,5 kadarı tatlı sudur. Bunun da %70’i kar ve buz olarak sürekli katı hâldedir. Bu su kütlesi kullanımda değildir. Tatlı su miktarının %29,7’si yer altı sularını oluşturmaktadır. Yer altı sularının tamamını kullanamayız. Dünya’daki toplam tatlı su miktarının sadece %0,3’ü yüzeysel sulardır.

Sonuç olarak Dünya üzerindeki kullanılabilir tatlı su miktarının toplam su miktarına oranı çok düşüktür. Bu oran düşükte olsa yıllık kişi başına düşen tatlı su miktarı 22770 m3 tür. Yıllık kişi başına düşen tatlı su miktarı yeterli olmasına rağmen su sorunlarının ortaya çıkmasının nedeni, suyun zaman ve yer açısından değişken olmasıdır. Kuzey Avrupa ve Kanada’da su fazlalığı varken bazı bölgelerde kuraklık yaşanmaktadır.

Türkiye göreceli olarak bazı bölgelere göre fazla su kaynağına sahip olsa da su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen tatlı su miktarı da sürekli azalmaktadır. Kullanılabilir su kaynaklarının oldukça az olduğu Dünya’da su döngüsü yardımı ile bu kaynaklar sürekli yenilenmektedir. Su döngüsü doğadaki su kaynaklarının değişmezliğini ifade eden bir kavramdır. Yeryüzündeki su kaynaklarını okyanuslar, denizler, göller, ırmaklar ve yer altı suları oluşturur. Dünyada bulunan bu su kütleleri döngünün her aşamasında kullanılabilir değildir. Okyanusun tuzlu suyunu içme suyu olarak kullanamadığımız hâlde bir kaynak suyunu rahatlıkla içme suyu olarak kullanabiliriz.

Okyanuslardan, denizlerden, terleme yolu ile bitkilerden, solunum yolu ile insan ve hayvanlardan atmosfere gaz hâlinde ulaşan su, atmosferde doygunluğa ulaştığında yeryüzüne yağış olarak düşer. Okyanuslardan veya diğer kaynaklardan buharlaşan suyun yapısında, sanki doğal bir damıtma işlemi gibi sadece H2 O molekülleri vardır. Okyanuslardaki tuz, kaynama noktası yüksek olduğu için su ile birlikte buharlaşmaz. Yağış olarak düşen su, yer altı sularını ve yüzeysel suları oluşturur. Bu su kütlesi, artık tuzundan arındırılmış ve çoğunlukla temizlenmiş tatlı su kütlesidir ve bütün canlılar tarafından kullanılabilir durumdadır. Canlıların kullandığı su da tekrar bu hidrolojik döngüye katılır.

Hidrolojik döngü (su döngüsü)
Hidrolojik döngü (su döngüsü)

Sorun, insanların bu hidrolojik döngünün bazı basamaklarında kullanılabilir olan tatlı su kaynaklarını kirleterek kullanılabilir tatlı su oranını azaltmasındadır. Bir bölgedeki yağışları toplayan akarsular içme ve sulama suyu olarak kullanılabilir. Ancak bu akarsulara sanayi atıklarının karışması durumunda bu sular kullanılabilirliğini kaybeder. Ayrıca bu atıklar yer altı sularına, okyanuslara, denizlere, göllere karışarak etki alanını çok genişletebilir. O bölgede yaşayıp akarsuyu kullanan canlılar da direkt olarak bu kirlilikten etkilenecektir.

Doğa, canlıların kullanımından sonra suda oluşan organik bileşenleri temizleme gücüne sahiptir. Ancak bir nehre karışan zararlı kimyasallar karşısında doğa ve diğer canlılar zarar görmektedir. Bunun için günümüzde tatlı su kaynaklarının verimli kullanılması çok önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir